Erdaoğan’ın “2026 Mart sektör sonuçlarına bir bakış” başlığı altında linkedin hesabından yayınladığı makalesi şöyle:
Öncelikle bu yazının benim için ayrı bir anlamı olduğunu söylemeliyim.
Çünkü bu, sigorta sektörünün finansal sonuçlarına ilişkin yazacağım son makale.
Aslında uzun zamandır bu seriyi sonlandırmayı düşünüyordum. Ama içimdeki eski CFO bir türlü izin vermedi.
Neyse ki bu yazıyla birlikte onu da emekli ediyoruz.
Bundan sonra biraz yön değiştiriyoruz.
Finansal tabloları, rasyoları ve dipnotları geride bırakıp; yönetim, liderlik, rekabet, strateji ve iş hayatına dair çok daha keyifli konuları konuşacağız.
Açıkçası bunun hepimiz için daha eğlenceli olacağını düşünüyorum.
Bir de işin doğrusu, yazmanın çok da anlamı kalmadığını düşünmeye başladım. Kimsenin gerçekten finansal tabloları açıp detaylı incelediğinden emin değilim.
Yine de bu seriyi yarım bırakmamak adına, söz verdiğim gibi 2026 ilk çeyrek finansal sonuçlarını birlikte değerlendirelim.
BÜYÜME İLK KEZ ENFLASYONUN ALTINDA
Önce çeyrek bazlı büyüme oranları ile başlayalım. Ama bu defa büyüme rakamlarına TÜFE ile karşılaştırmalı olarak bakalım.
Pandemi döneminde yoğun fiyat rekabeti nedeniyle neredeyse bedava poliçe kesen sigorta sektörü, pandemi sonrasında ekonominin yeniden açılması, mobilitenin artması ve enflasyon ile döviz kurundaki hızlı yükselişin etkisiyle ciddi teknik zararlar yaşamıştı. Bu zararlar kaçınılmaz olarak fiyatlamaya yansıdı ve sektör büyüme oranlarını tarihi seviyelere taşıdı.
Aslında bu büyümenin önemli bir kısmı gerçek anlamda bir penetrasyon artışından değil, fiyat düzeltmelerinden kaynaklanıyordu.
Bugün geldiğimiz noktada ise o dönemin etkisinin giderek azaldığını görüyoruz.
2026 yılının ilk çeyreği bunun en somut göstergesi oldu.
Sektör büyümesi, uzun bir aradan sonra ilk kez enflasyonun altında kaldı.
Bu bana göre geçici bir veri değil.
Yeni dönemin habercisi.
Aşağıdaki tablo da aynı hikâyeyi destekliyor.
Özellikle oto branşlarında büyüme hızının belirgin şekilde yavaşladığını görmek mümkün.
Bir başka ifadeyle;
Pandemi sonrasında fiyat düzeltmeleriyle gelen olağanüstü büyüme dönemi artık normalleşmeye başlıyor.
PEK ENDİŞELENMELİ MİYİZ?
Bu trend böyle devam ederse ki mevcut koşullarda farklı bir yöne evrilmesi şu an için çok mümkün görünmüyor, sektörün yılı enflasyonun altında ya da enflasyona çok yakın bir büyüme ile tamamlamasını bekliyorum. Başka bir ifadeyle, reel büyüme bu yıl pek mümkün görünmüyor.
Bunun en temel nedeni ise oldukça ilginç. Söz konusu rekabetten en fazla şikâyet edenlerin, aynı zamanda büyüme uğruna bu rekabeti en fazla körükleyen şirketler olması.
Bana göre sektörün temel sorunu fiyatlama modeli değil.
Farkındalık.
Bir taraftan "sektörde fiyat disiplini bozuldu" derken, diğer taraftan aynı disiplinsizliğin bir parçası olmaya devam ettiğiniz sürece sorunun çözülmesini beklemek de mümkün olmuyor.
İşte bu nedenle, sektörün önündeki en büyük risk büyümenin yavaşlaması değil; irrasyonel rekabetin normalleşmesi.
İLK İZLENİM YANILTICI OLABİLİR!
Peki, bu yoğun rekabet teknik sonuçlara nasıl yansımış?
İlk bakışta tablo hiç de kötü görünmüyor.
Kombine rasyoya baktığımızda sektörün teknik sonuçlarının geçen yılın aynı dönemine göre hafif de olsa iyileştiğini görüyoruz.
Açıkçası bu tablo ilk bakışta biraz şaşırtıcı.
Aylardır yoğun fiyat rekabetinden bahsediyoruz. Böyle bir ortamda teknik rasyoların bozulmasını beklerken, sektör bunu nasıl başarmış olabilir?
Gerçekten teknik performansta bir iyileşme mi var, yoksa toplam rakamların arkasında farklı bir hikâye mi yatıyor?
Bunun cevabını bulabilmek için aynı tabloyu bu kez branş bazında inceleyelim.
Trafik, kasko ve oto dışı branşları ayrı ayrı değerlendirdiğimizde, ilk bakışta gördüğümüz iyileşmenin aslında sektörün geneline yayılmış bir teknik başarıdan kaynaklanmadığını görüyoruz.
Tam tersine…
İyileşmenin neredeyse tamamı trafik branşındaki geçici etkilerden geliyor.
Yani tablo bize ilk bakışta anlattığından çok farklı bir hikâye anlatıyor.
Trafik branşındaki hasar prim oranındaki bu iyileşmenin teknik detaylarına girmeyeceğim. Açıkçası okuyucuların büyük bir kısmı için çok anlamlı olmayacaktır.
Önemli olan şu:
Bu iyileşme yapısal ve kalıcı bir düzelmeden kaynaklanmıyor.
Daha çok bazı şirketlerin görece olarak daha düşük bir rezerv artışını finansal tablolarına yansıtması, bazı şirketlerde ise dönemsel büyüme ve küçülmeler nedeniyle kazanılmış prim etkisinin geçici olarak olumlu çalışması gibi nedenlerden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla trafik branşında gördüğümüz bu iyileşmenin kalıcı olduğunu söylemek doğru olmaz. Aksine, bu etkinin önümüzdeki çeyreklerde giderek azalacağını ve teknik rasyoların yeniden uzun dönem ortalamalarına yaklaşacağını düşünüyorum.
Bunu daha somut anlatabilmek adına küçük bir örnek vereyim.
Eğer trafik branşındaki net hasar prim oranı geçen yıl olduğu gibi %146 seviyesinde gerçekleşmiş olsaydı, sektörün net kombine rasyosu bugün %110 değil, yaklaşık %116 seviyesinde olacaktı.
Başka bir ifadeyle, sektörün teknik performansındaki görünen iyileşmenin önemli bir bölümü trafik branşındaki geçici etkilerden kaynaklanıyor.
Zaten trafik sigortasının teknik performansını tartışacak çok fazla bir tarafı da kalmadı. Net kombine rasyo hâlâ %145 seviyesinde. Yani yazılan her 100 TL prime karşılık yaklaşık 145 TL hasar ve gider üreten bir branştan bahsediyoruz.
PEKİ BU KÂR NEREDEN GELİYOR?
Şimdiye kadar büyümeden bahsettik.
Rekabetten bahsettik.
Teknik rasyolardan bahsettik.
Peki bütün bunların sonunda sektör nasıl oldu da tarihinin en yüksek kârlarına ulaşabildi?
Cevabı aşağıdaki tabloda saklı.
İlk bakışta teknik kâr oldukça güçlü görünüyor.
Ancak tabloyu biraz daha derinlemesine incelediğimizde bambaşka bir hikâye ortaya çıkıyor.
Çünkü teknik kârın içerisinden teknik olmayan bölümden aktarılan yatırım gelirlerini çıkardığımızda sektörün saf teknik kârlılığı aslında kötüleşmeye devam ediyor.
Üstelik bana göre bu kötüleşme yılın ilerleyen çeyreklerinde daha da belirgin hale gelecek.
Başka bir ifadeyle...
Bugün gördüğümüz yüksek kârlılık, teknik performanstan değil; büyük ölçüde finansal gelirlerden besleniyor.
ASIL KAHRAMAN TEKNİK SONUÇLAR DEĞİL...
Bu noktada doğal olarak şu soru geliyor.
"Peki sektör bu kadar para kazanıyorsa bunun kaynağı ne?"
Cevabı aslında tek kelime.
Faiz.
Son yıllarda yüksek faiz ortamı, sigorta sektörüne çok önemli bir finansal destek sağladı.
Rakamlar bunu açıkça gösteriyor.
2022 yıl sonunda hayat dışı sektörün net dönem kârı yaklaşık 8 milyar TL (428 milyon ABD doları) seviyesindeydi.
2025 yıl sonunda ise bu rakam 115 milyar TL'nin (2,7 milyar ABD doları) üzerine çıktı.
Başka bir ifadeyle;
Üç yıl içinde net dönem kârı;
- TL bazında yaklaşık 14 kat,
- dolar bazında ise 6 kat arttı.
Bu gerçekten etkileyici bir performans.
Ancak şu soruyu da sormamız gerekiyor.
Bu artışın ne kadarı teknik başarıdan kaynaklanıyor?
Bana göre cevabı oldukça net.
Bugün sektörün yüksek kârlılığını ayakta tutan temel unsur teknik sonuçlar değil.
Yüksek faiz ortamının yarattığı mali gelirler.
PERİ MASALI NE ZAMANA KADAR SÜRECEK?
Ben buna zaman zaman "peri masalı" diyorum.
Ama aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken bir gerçek var: Hiçbir masal sonsuza kadar sürmez.
Faizler bugünkü seviyelerde kaldığı sürece sektör bu güçlü finansal gelirlerden yararlanmaya devam edebilir.
Peki ya faizler düştüğünde?
İşte asıl soru bu.
O gün geldiğinde, teknik kârlılığını güçlendiremeyen şirketler için araba yeniden bal kabağına mı dönüşecek?
Bunu zaman gösterecek.
MASALIN SONUNA GELDİK
Gökten üç elma düştü...
Biri teknik kârlılığın önemini hiçbir zaman unutmayanlara...
Biri pazar payı ile sürdürülebilir büyüme arasındaki dengeyi koruyamayanlara...
Sonuncusu ise, peri masalının sonsuza kadar süreceğine inananlara...