İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi, “COP31 Vizyonundan İklim Eyleminin Finansmanına” temasıyla kapılarını açtı. Zirve kapsamında Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından düzenlenen “Uyum Finansmanı Perspektifinden: İklim Riskleri ve Yeni Stratejiler” başlıklı özel oturumda konuşan Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) Genel Sekreteri Balkır Demirkan, iklim krizinin finansal boyutları ve DASK'ın dönüşüm stratejileri üzerine çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Demirkan konuşmasında; iklim ve afet riskleri karşısında toplumun ve ekonominin finansal dayanıklılığının güçlendirilmesi, afet riski finansmanı ile DASK’ın bu alanda üstlendiği ve gelecekte üstlenebileceği kritik rollerin yanı sıra sağlanan güvencenin niteliğine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

“DÜNYADA DEVASA BİR KORUNMA AÇIĞI VAR”

Dünya genelinde iklim olaylarına bağlı ekonomik kayıplar ile sigortalanma oranları arasındaki uçuruma dikkat çeken DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan şunları söyledi:

“2025 yılı verilerine baktığımızda küresel çapta 220 milyar dolarlık finansal ekonomik bir kayıptan bahsediliyor. Ancak bunun sadece 107 milyar doları sigorta koruması altında. PML dediğimiz Probable Maximum Loss (Olası En Yüksek Hasar) hesabına ve modellemesine göre aslında sigortalanması gereken miktar 424 milyar dolar seviyesinde. Dünya çapına baktığımızda inanılmaz büyük rakamlar ve devasa bir korunma açığı var. Dolayısıyla buna bağlı korunma açığını kapatacak mekanizmaları bir an önce hayata geçirmemiz lazım.”

“GELİŞEN RİSKLERE KARŞI DOĞRU ÜRÜNLERİ GELİŞTİRMELİYİZ”

İklim krizinin yıkıcı etkilerine dair dünyadan örnekler sunan Demirkan, 900 bin hektarlık arazinin yandığını ve sadece Fransa’da 10 ila 15 milyar avroluk bir finansal etki yaşandığını aktardı. Son 20 yıldaki sel hadiselerinin adetsel olarak önceki 20 yıla göre yüzde 134 arttığını vurgulayan Demirkan, “Bu durum sigortacılık açısından frekansın iki katından fazla artması anlamına geliyor. Bir riskin gerçekleşme sıklığı artıyorsa, biz sigortacılar ürün ihtiyacının ortaya çıktığını söyler ve oraya doğru ürünü geliştiririz. İşte afet havuzları tam da burada devreye giriyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’deki duruma da değinen Demirkan, ülkemizde ölçüm ve veri toplama süreçlerinin zorluğuna işaret etti. Yılın ilk yarısında farklı kaynaklardan 20 milyar TL civarında hasar bilgisi toplandığını ancak zorunlu tek bir yapı olmaması sebebiyle rakamların netleşemediğini ifade eden Demirkan, Kahramanmaraş depremlerinde ortaya çıkan 105 milyar dolarlık kayba karşılık sigortanın yalnızca 5,5 milyar dolar ödeme yapabildiğini, tekil afet bazında koruma açığının yüzde 90 seviyelerinde, genel sigorta açığının ise yüzde 57’nin üzerinde olduğunu belirtti.

“REAKTİF DEĞİL PROAKTİF FİNANSMAN MODELİNE GEÇMELİYİZ”

Afet gerçekleştikten sonra kaynak arama mantığına dayanan reaktif (ex-post) modeller yerine, afet öncesinde finansmanın planlandığı proaktif (ex-ante) yaklaşımların şart olduğunu söyleyen Demirkan, Nepal örneğini verdi. Nepal’de önceden kurgulanmış bir sigorta mekanizması olmadığı için sel felaketinin ardından uluslararası kuruluşlardan kaynak toplanmak zorunda kalındığını ve bunun ciddi zaman kaybı yarattığını hatırlattı.

Proaktif finansman modelinde risklerin önceden dağıtılabildiğini ve likiditenin çok hızlı sağlandığını belirten Demirkan, “Afet öncesinde yapısal riskleri düzeltecek 1 dolarlık kaynak ayırırsanız, bunun katılım sağladığı miktar 1.86 dolardır. Eğer sigortanız yoksa 1.86 liralık zarara katlanmak zorunda kalırsınız” dedi.

ZORUNLU AFET SİGORTASI (ZAS) İLE ÇOKLU AFET DÖNEMİ

Avrupa’daki 11 katastrofik afet havuzunun neredeyse tamamının çoklu afet teminatı verdiğini, DASK’ın da 26 yıllık tecrübesiyle tekil deprem teminatından çoklu afet yapısına geçeceğini duyuran Demirkan, hazırlıkları tamamlanan Zorunlu Afet Sigortası (ZAS) Kanun Taslağı ile Zorunlu Deprem Sigortası’nın (ZDS) yerini ZAS’a bırakacağını açıkladı.

ZAS ile birlikte depremin yanı sıra iklim kaynaklı sel, su baskını, heyelan, fırtına, hortum, çığ, dolu ve orman yangını gibi afetler de teminat çatısı altına alınacak.

YENİ ÜRÜN MİMARİSİNİN DÖRT TEMEL İLKESİ

Demirkan, ZAS kurgusunda öne çıkan dört temel ilkeyi ise şöyle özetledi:

  • Arz Yönlü Kontrol: Sigortalılık oranını yüzde 100’e yakınlaştırmak için talep bazlı kontrolün yanında elektrik, su ve belediye hizmetleri gibi alanlarda arz yönlü kontrol mekanizmalarının devreye alınması.
  • Parametrik Katman ve İnsani Yardım: Binalardaki hasarın yanı sıra afetzedelerin acil nakit ihtiyaçlarını 24 saat içinde karşılayabilecek parametrik insani yardım teminatının eklenmesi.
  • Risk Bazlı Fiyatlama: Konutun bulunduğu bölgeye ve dayanıklılığına göre risk bazlı fiyatlandırma yapılarak dirençli yapıların teşvik edilmesi.
  • Operasyonel Esneklik: Afet anında yüz binlerce dosya ve ödeme talebini aksamadan yönetecek dijital ve esnek operasyonel altyapının kurulması.