Aracı olan herkes zorunlu trafik sigortası primlerinin artmasından şikâyet ediyor. NTV’de Gazeteci Noyan Doğan’ın sunduğu Bakış programında, aracı olan herkesin şikâyet ettiği zorunlu trafik sigortası primlerinin artması masaya yatırıldı. Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy’un konuk olduğu programda bu artışa neden olan unsurlar kalem kalem incelendi.      

Sözlerine, “Hemen her hafta başında ‘trafik sigortasında yeni düzenleme’ diye bir haber çıkıyor” vurgulamasıyla başlayan Özsoy, “Bu durum 28 milyon araç sahibinin derdi. Sigortalı olan var, olmayan var. Bu 28 milyon aracın maalesef yüzde 80'i sigortalı, geri kalan yüzde 20 sigortasız. Ancak onların da geçirdiği kazalardaki bedeni zararlar Güvence Hesabı dediğimiz sistemle gene sigortanın içinde” diyerek, sigortasız araçların zararlarını da sigortalıların ödediğine dikkat çekiyor.

Özsoy, “Emniyet’in 2023 yılı sonu istatistiklerine göre kolluk kuvvetlerine intikal etmiş yaklaşık 555 bin trafik kazası var. Anlaşmalı tutanaklarla sigorta şirketlerine müracaat edilmiş kazaları da dahil ettiğimizde trafik kazası sayısı 1.5 milyon civarına ulaşıyor. Bu kazaların yanında bedeni tarafı da var. Bedeni kazalara da baktığımızda yine kolluk kuvvetlerine intikal etmiş 2 bin 500 civarındaki trafik kazasında maalesef 3 binden fazla vatandaşımızın hayatını kaybettiğini görüyoruz. Yine 232 bin bedeni yaralanmalı kazada da 355 bine yakın vatandaşımız yaralanmış durumda. Bu trafik sigortasının yükünü de aslında ortaya koyuyor. Hem maddi anlamda kayıplarımız varken aynı zamanda bedeni zararlar da ciddi bir kayba neden oluyor” diyor.

2023 yılı içinde sigortalanan araçların sağladığı prim havuzunda yaklaşık 95 milyar civarında primin biriktiğini söyleyen Özsoy, “Bir önceki yıla baktığımızda ortalamada her bir sigortalının cebinden çıkan para 5 bin 183 liraya ulaşmış durumda. Bunun yanında sigorta şirketlerinin 2023 sonu itibariyle hasar başına ödediği dosya ortalaması da 48-50 bin lira seviyesine varmış durumda. ‘Aldığımız prime karşılık ne kadar hasar ödüyoruz?’ diye baktığımızda aslında yüzde 170'lere varan bir hasar primden bahsediyoruz. Yani 100 lira prim almışız, 170 lira hasar ödüyoruz. Fark olarak görülen 50 lirayı sigorta şirketleri bir şekilde alınan primin fonlamasından sağlamaya çalışıyor. 2023 yılı sonunda mali gelir hariç, sigorta şirketlerinin cebinden çıkan toplamda 25 milyar civarında bir para var. Buna biz ‘teknik zarar’ diyoruz. Sigorta şirketlerinin maddi dosyalar için maliyetlerine bakarsak, yedek parça ve işçilik kaleminden oluşuyor. Bu yedek parça ve işçiliği de döviz kuru, enflasyon ve asgari ücretteki artışlar etkiliyor. Yine araç bedellerinin artması var. Son dönemdeki araçların teknolojik üretilmesi nedeniyle hasar frekansı aynı kalmasına rağmen buradaki maliyet artışları var. Bedeni dosyalar tarafına baktığımızda da asgari ücretteki beklenenin üzerindeki artışlar bizim maliyetlerimizi artırıyor. Bir de sigorta teminatı dediğimiz poliçelerle verilen teminatların artması bu maliyetleri yukarı doğru çekiyor” şeklinde açıklama yapıyor.

Quick Sigorta’dan yeni bir okul müjdesi geldi Quick Sigorta’dan yeni bir okul müjdesi geldi

Değer kaybına da dikkat çeken Özsoy, şunları söyledi: “Sektörde zarar yaratan unsurların başında özellikle maddi dosyalarla ilgili değer kaybı dosyalarında standart bir hesaplamanın maalesef olmaması geliyor. Sigorta Tahkim’in verilerine baktığımızda trafik sigortasından kaynaklanan müracaat genel müracaatların yüzde doksanını oluşturuyor. Bu yüzde doksanın yüzde yetmişi de değer kaybından oluşuyor maalesef. Biz ödememezlik yapmıyoruz, ödüyoruz. Bir eksper raporu doğrultusunda ödeme yapıyoruz. Önceden herkes kendi eksperini atardı ama son dönemde değişiklik nedeniyle artık Sigorta Bilgi Merkezi’nden (SBM) üzerinden eksper ataması otomatik olarak gerçekleştiriliyor. Orada bir eksper rapor yazıyor. Bu eksper raporu doğrultusunda sigorta şirketleri ödeme yapıyor. Ancak bu yeterli görünmediğinden dolayı Sigorta Tahkim’e gidiliyor. Tekrardan bir eksper ataması yapılıyor. Burada da bilirkişi ataması yapılıyor. Bu bilirkişi ataması sonucunda baktığımızda yaklaşık yüzde yirmi gibi sigorta şirketi haklı görülürken, geri kalan yüzde seksen dosyada ek bir maliyet muhakkak çıkarılıyor. Bunun sonucunda da burada ciddi anlamda bir maliyet artışı var. Biz hasar dosyası için ödediğimiz on liranın karşılığında bir bakıyorsunuz ki yüzde otuz beş bir maliyet artışı var. Bilirkişi ücreti var. Sigorta Tahkim dosya masrafı var. Karşı tarafın hazırladığı bir avukatlık parası var. Bunun yanında eksper ücreti var. Dosyada masraf, kalem kalem artmaya devam ediyor.”

“Tahkim’in verdiği karar doğrultusunda sigorta şirketlerinin ödediği rakamın tamamı, sigortalının cebine girmiyor” diyen Özsoy, “Vatandaş toplamda 24 lira oluşan kazanın sadece 10 lirasını alıyor. Vatandaşın aldığı paranın iki üç katı bir para sigorta şirketlerinden çıkıyor. Örnek vermek gerekirse, sigortalı birisine çarptı ve mağdur geldi, bizden değer kaybı talebinde bulundu. Dönüyoruz hemen sigorta SBM’den eksper atıyoruz. Biz onu yeterli görmüyoruz ve dışarıdan başka bir ekspere daha gönderiyoruz. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nden piyasa rayiç bedelin ödenmesi konusunda bir karar çıktı. SBM’deki hesaplama bir formül üzerine kuruluyor. Eksperler İcra Komitesi tarafından hazırlanmış bu formül, bu değer kaybının ne olduğunu söylüyor bize. Burada bir değer kaybı oluştu. Biz bunun için bir eksper ücreti ödedik. Peşinden kendi eksperimizi atadık. Piyasa rayiçten farklı olan bir eksper ücreti de burada yansıtıyoruz. Bir rapor daha alıyoruz. Ama bu yeterli görünmediği için vatandaş Sigorta Tahkim’e gidiyor. Sigorta Tahkim de tekrar bilir kişi atıyor. Üçüncü bir eksper raporu daha çıkıyor aslında. Onun da parasını biz ödüyoruz. Dosyanın içinde 4-5 tane fazla masraf kalemi doğmaya başlıyor. Bu artı masrafları da avukat veya hasar takip bürolarının aldığı paralar oluşturuyor” şeklinde açıklama yaptı. 

“Rayiç bedel konusunda hukuk sisteminden kaynaklı farklı rakamlar çıkıyor. Herkes kendine göre bir rayiç bedel çıkarabiliyor. Rayiç bedel hesaplamasının standardı olması gerekiyor” diyen Özsoy, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Bedeni zararlarda ise Sağlık Bakanlığı'nın yetkilendirdiği rapor vermesi gereken hastane grupları var. Ama bunun da belli bir sürelerde alınması gerekiyor. Dosyayı takip eden avukat veya hasar takip büroları bu süreyi kısaltmak adına yetkili olmayan hastanelerden ve fütursuzca raporlar alabiliyorlar. Bu raporlarla da Sigorta Tahkim’e başvuruyorlar. Sigorta Tahkimde maalesef bazı dosyalar çoğunlukla bu oranlar üzerinden kabul ediliyor. Biz burada ‘iki farklı raporun olduğu’ savıyla savunma yapmaya çalışıyoruz. Ama bu savunmalar bazı yerlerde kabul olmuyor. Çünkü Sigorta Tahkim, ihtiyari (isteğe bağlı) bir müessese olmasına rağmen sigortalar için zorunlu hale getirilmiş durumda. Sigorta şirketlerinin savunması da aslında tek taraflı bir karar kabul edilip çok da yer bulmuyor. Yani yargılama tek taraflı hale dönüşmüş durumda.”

Sigorta Tahkim ile ilgili önerisini de açıklayan Özsoy, “Bizim önerimiz Sigorta Tahkim’ in ilk kurulduğu andaki ihtiyari kimliğine bürünmesi. Burada hizmet farklılığı, kalitesi iyi olan herkes burada kendini göstermeye çalışmalı. Eğer bu hale dönüşürse, bu branşta pazar payı en yüksek olan sigorta şirketiyim. İlk önce ben buraya müracaat edeceğim. Çünkü kendi sigortalılarıma bu güveni vermeye çalışıyorum. Sigorta bir güven müessesesi. Bunu sağlayamazsanız zaten yürütme şansınız yok. Bu nedenden dolayı Sigorta Tahkim ’in öncelikle ihtiyari, yani isteğe bağlı hale dönüştürülmesi gerekiyor” dedi.

Editör: Hasan Burak Karadeniz