Başlıkla ilgili “Bu soru da nereden çıktı? Bizi kısır döngüye mi sokmaya çalışıyorsun?” diyerek, serzenişte bulunabilirsiniz? İnanın amacım sadece sigorta!
Geride bıraktığımız haftada ülkemizde bir sürü afet oldu. Akdeniz Bölgemizde fırtına ve şiddetli yağmur, özellikle tarım alanlarına büyük zarar verdi. Kıyı şeridinde irili ufaklı deniz araçları zarar gördü. Büyük tonajlı gemiler, fırtına nedeniyle sürüklenip karaya oturdu.
İl bazlı oluşan zarardan bahsetmek istersek mesela Uşak’ta yağışlarla debisi yükselen Değirmendere Deresi'nin taşması sonucu tarım arazilerini ve 35 iş yerini su bastı. Şimdi Uşak’ta yaşadığınızı düşünün. Eviniz, tarlanız, iş yeriniz ve arabanız var. Bir sabah kalkıyorsunuz ve yıllarca alın terinizle kazandığınız bu değerlerinizi su basmış. Zamanında tedbir almadıysanız, yani gerekli sigortaları yaptırmadıysanız, yandı gülüm keten helva!
SİGORTADAN DAHA BÜYÜK TEDBİR OLABİLİR Mİ?
Bu sorunun cevabını ekonomisi büyük ülkelerin sigorta sisteminde arayabiliriz. ABD, İngiltere, İsviçre ve Japonya gibi ülkelerde sigortalılık oranı genellikle yüzde 8 ile yüzde 12 arasında.
Ekonomisi güçlü devletler için tam olarak "Her şeylerini sigorta sistemlerine borçludur" diyemesek de “Güçlü bir sigorta yapısı olmadan bir ekonominin gelişmiş kalması imkansızdır” diyebiliriz. Sigorta, bir ekonominin sadece süsü değil, bağışıklık sistemi ve vites kutusudur.
Gelişmiş ekonomilerde sigorta şirketleri, dünyanın en büyük kurumsal yatırımcılarıdır. Siz poliçe primi ödediğinizde o para bir kasada beklemez. Sigorta şirketleri trilyonlarca dolarlık prim birikimini devlet tahvillerine, dev altyapı projelerine (köprüler, limanlar, enerji santralleri) ve borsaya kanalize eder.
Bu devasa fon akışı olmasaydı, gelişmiş ülkelerdeki teknolojik atılımlar ve dev projeler için gereken finansman çok daha pahalı ve zor bulunurdu. Gelişmiş bir ülkede bir girişimci, "Ya fabrikam yanarsa ya gemim batarsa" veya "Bir çalışanım sakatlanırsa" diye korkup, yatırım yapmaktan vazgeçmez.
Risk, sigortaya devredildiği için yatırımcı sadece işine odaklanır. Sigorta, iflası önleyen bir emniyet kemeridir. Siber risklerden iklim değişikliğine kadar her yeni riskin sigortalanabildiği bir ortamda, şirketler daha cesur adımlar atabilir.
Gelişmiş ülkelerde doğal afetler (deprem, kasırga) veya büyük kazalar yaşandığında, zarar devletin bütçesinden (yani vatandaşın vergisinden) ziyade sigorta havuzundan karşılanır. Devlet, beklenmedik felaketler için devasa rezervler tutmak yerine, bu parayı eğitim ve sağlığa harcayabilir. Sigorta sistemi, ekonomiyi ‘şoklara karşı dirençli’ hale getirir.
Küresel ticaretin yüzde 90'ı deniz yoluyla yapılır ve sigortasız bir geminin limandan kalkması veya yük alması imkansızdır. Bankalar, kredi verirken genellikle teminatın sigortalı olmasını şart koşar. Dolayısıyla sigorta yoksa kredi yoktur; kredi yoksa büyüme de yoktur.
Şimdi gelelim “Zenginlik mi sigortayı getirir sigorta mı zenginliği?” sorusunun cevabına... Aslında bu bir “tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan” döngüsüdür. Ancak ikisi de birbirini besler.