Ne haftaydı be, dedirtecek kadar baş döndürücü gelişmelere şahit oluyoruz. Fon soruşturmalarıyla başlayan süreç, bir anda sigorta sektörünü de içine alan bir girdaba dönüştü.
Haberler peş peşe gelirken biz acenteler, olup biteni yalnızca ekranlardan izlemiyoruz. Her gelişmenin müşterilerimizle kurduğumuz güven ilişkisine nasıl yansıyacağını da düşünüyoruz.
Önce bazı sigorta şirketlerinin hesaplarına bloke konduğu haberleri geldi. Bunun yarattığı sarsıntıyı henüz üzerimizden atamamışken, faaliyeti durdurulan bir sigorta şirketinin yöneticileriyle birlikte meslektaşlarımızın da gözaltına alındığı haberleriyle karşılaştık. Özellikle onlarca meslektaşımızın adının gözaltı haberlerinde geçmesi, acenteler açısından haftanın en ağır gelişmesi oldu. Elbette soruşturmalar yürütülmeli, varsa usulsüzlükler ortaya çıkarılmalıdır. Ancak soruşturmanın sonuçlarını beklerken bütün bir meslek grubunu zan altında bırakmamak da aynı derecede önemlidir.
Kimi sektör paydaşları yaşananların sigorta sektörünü güçlendireceğini söylüyor. Denetimin ve hesap verebilirliğin güçlenmesi hepimizin isteği. Benim endişem ise bu süreçte kurunun yanında yaşın da yanması. Bir şirket hakkında yürütülen soruşturma ile o şirket adına dürüstçe çalışan acentelerin emeği birbirine karıştırılmamalı. Herkesin sorumluluğu kendi eylemi üzerinden değerlendirilmeli.
Acentenin müşterisiyle ilişkisi bir haber başlığından ibaret değildir. Poliçe düzenlenirken de hasar anında da müşteri çoğu zaman önce acentesini arar. Şirketle ilgili bir gelişmeyi duyduğunda “Poliçem geçerli mi, hasarım ödenecek mi?” diye bize sorar. Biz de kendimiz açıklama beklerken müşterimizi sakinleştirmeye, doğru bilgiye ulaşmaya ve ona yol göstermeye çalışırız. Belirsizliğin günlük yükünü ilk taşıyanlardan biri yine acentedir.
Bu yüzden yetkililerin ve sektör kurumlarının zamanında, açık ve anlaşılır bilgilendirme yapması gerekiyor. Acentelerin müşterilerine hangi bilgiyi vereceği, mevcut poliçelerin ve hasar dosyalarının nasıl işleyeceği konusunda boşluk bırakılmamalı. Söylentiler büyümeden sorular yanıtlanmalı. Çünkü sigortacılığın temelinde güven var; güven de belirsizlik içinde kendiliğinden korunmuyor.
Acenteler olarak iğneyi kendimize de batırmalıyız. Özellikle sosyal medyada, doğruluğundan emin olmadığımız haberleri paylaşmaktan kaçınmalıyız. Resmî otoriteden veya ilgili sigorta şirketinin yetkililerinden teyit edilmemiş bilgileri dolaşıma sokmak, zaten kaygılı olan sigortalılar arasında daha büyük bir karmaşaya yol açar. Mesleğimizin itibarını korumak, doğru bilgi konusunda bizim de sorumluluk almamızı gerektiriyor.
Meslektaşlarımızla ilgili haberlerde de aynı özen gösterilmeli. Gözaltı bir hüküm değildir. Soruşturmanın sağlıklı yürütülmesini istemekle, henüz neyle suçlandığı ve sorumluluğu ne olduğu açıklığa kavuşmamış insanlara peşinen suçlu muamelesi yapılmasına itiraz etmek birbiriyle çelişmez. Aksine, adil bir süreç talebinin iki parçasıdır.
Bu hafta yaşananlar sektörümüz için bir sınav olabilir. Bu sınavın sonunda gerçekten daha güçlü bir sigorta sektörü görmek istiyorsak, yalnızca soruşturmaların sonucuna değil, süreç boyunca acentelerin ve sigortalıların nasıl korunduğuna da bakmalıyız. Sorumlular kimse hesap versin. Ama yıllardır müşterisinin yanında duran, işini dürüstçe yapan acentelerin emeği ve itibarı da gözetilsin.
Çünkü her sarsıntıda olduğu gibi, bu depremde de en büyük korkumuz aynı: Enkazın altında yine acentelerin kalması.