Bizim sektörümüzle birlikte pek çok sektörde seçim telaşı yaşanırken bu konuda birkaç kelam etmemek olmazdı. Benim şehrim Adana’da Ticaret Odası komite seçimleri bu hafta sonu yapılacak.
Seçim takvimi şehirlere göre değişse de sandığa giden meslektaşlarımızın önündeki soru aynı: Önümüzdeki dört yıl boyunca bizi kim temsil edecek?
Bugün meslek odalarının işlevini ya da ne kadar gerekli olduklarını tartışmayacağım. Bu, başlı başına ayrı bir yazının konusu.
Benim itirazım, yıllarca aynı koltuklarda oturup kendilerinden başka kimseye fırsat tanımayanlara. Benim itirazım, Odayı meslektaşlarının ortak çatısı olarak görmek yerine kendi alanı sayanlara. Benim itirazım, Kendini ağa, diğerlerini maraba gören zihniyete.
Elbette uzun yıllar görev yapmak tek başına bir kusur değildir. İnsan yıllarca emek verir, mesleğini iyi temsil eder, yeniden aday olur. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak temsil görevi bir süre sonra vazgeçilmezlik iddiasına dönüşüyorsa orada durup düşünmek gerekir. “Ben olmazsam bu işler yürümez” anlayışı, temsil edilen meslektaşlarına en büyük hakarettir.
Bir komite üyesinin görevi yalnızca seçim zamanı meslektaşlarının elini sıkmak değildir. Seçildikten sonra da onların sorunlarını dinlemek, farklı görüşleri masaya taşımak ve yaptığı işin hesabını vermektir. Sigorta acentelerinin yaşadığı sorunları en iyi bilenler, her gün müşterisiyle, şirketiyle ve değişen piyasa koşullarıyla uğraşan meslektaşlarımızdır. Onların sesi birkaç kişinin çevresinde dönüp duran bir temsil anlayışına sığmaz.
Bu yüzden değişimin yanındayım. Farklı meslektaşlarımıza fırsat verilmeli. Gençlerin, yıllardır sahada çalışan fakat söz hakkı bulamayanların, başka fikirleri olanların da o masada yeri olmalı. Yeni bir ismin seçilmesi tek başına bütün sorunları çözmez; ama aynı isimlerin sürekli birbirini işaret ettiği bir düzen de yeni çözüm üretmekte zorlanır.
Seçim bir hesaplaşma değil, mesleğimizin nasıl temsil edilmesini istediğimize karar verme fırsatıdır. Adaylardan vaat kadar geçmiş çalışmalarının hesabını da istemeliyiz. Seçilecek kişilere de şunu hatırlatmalıyız: O koltuk kimsenin tapulu malı değildir. Dört yıllığına verilen bir sorumluluktur.
Bu hafta sonu sandığa giderken yalnızca isimlere bakmayalım. Bizi dinleyecek, gerektiğinde kendi arkadaşına da itiraz edebilecek ve görev süresi dolduğunda yerini bir başka meslektaşına bırakmayı doğal karşılayacak insanları seçelim.
Çünkü meslek odaları birkaç kişinin çevresinde dönmeye başladığında, temsil ettikleri meslektaşlarından uzaklaşırlar. Oysa o koltukların sahibi, sandığa giden meslektaşların tamamıdır.