Ticaret ve Sanayi Odalarında seçim dönemi yaklaştığında, kulislerin havası ısınır, broşürler basılır, sahalara inilir. Zaten 8 il ve 4 ilçede seçimler yapıldı. Seçilen arkadaşlara başarılar diliyoruz.

Dışarıdan bakıldığında, her sektörün kendi mutfağında yaşanan sorunlara neşter vurulacak, mesleğin geleceği için vizyoner projeler yarışacak sanırsınız. Ancak sandık günü yaklaştıkça acı bir ironi sahneye hâkim olur: Mesleğin öz evlatları, kendi geleceğini konuşmak yerine Oda Başkanlığı yarışının birer "oy taşıyıcısına" veya stratejik piyonuna dönüşür.

Bugün hemen her sektörde Meslek Komite adaylıklarının ezici bir çoğunluğu, ne yazık ki "Kim başkan olacak?" sorusunun gölgesinde şekilleniyor. Oysa Yasa’nın da hayatın da ruhu bellidir: Meslek Komiteleri, sektörün kılcal damarlarıdır. Sahadaki yangını ilk hisseden, üyenin feryadını duyan, sorunları tespit edip çözüm üreten ve odayı sektör adına yönlendiren asıl mutfak burasıdır.

Peki, biz seçim süreçlerinde neyi izliyoruz?

Büyük vaatlerin, afili fotoğrafların ve yoğun ziyaret trafiğinin ardında ne yazık ki içi boşaltılmış bir seçim söylemi var. Sektörün kronikleşen sorunları, haksız rekabet, dijital dönüşüme uyum sancıları, yetersiz mevzuatlar ve mesleki erozyon gibi hayati başlıklar bir kenara itiliyor. Onların yerine; hangi başkan adayının listesinde yer alındığı, hangi dengelerin gözetildiği ve seçilecek delegelerin yukarıya nasıl taşınacağı tartışılıyor.

İşte esas ironi tam olarak burada başlıyor. Kendi mesleğinin sorunlarını çözmek için yola çıktığını iddia eden bir anlayış, daha ilk günden iradesini başkanlık yarışının pazarlık masasına ipotek ettiriyor. "Ortak akıl" ve "iş birliği" kavramları, seçim broşürlerinde süslü birer kelimeden öteye geçemiyor. Somut eylem planı olmayan, projeleriyle değil temsil ettiği blok oyla övünen bir adaylık profilinin, yarın sandıktan çıksa bile sektörüne ne verebileceği koca bir soru işaretidir.

Bu sığ yaklaşımın bedelini ise doğrudan mesleğin itibarı ve mesleğin geleceği ödüyor.

Komiteler işlevsizleştiğinde, meslek mensuplarının odalarına olan güveni sarsılıyor. "Nasıl olsa hiçbir şey değişmiyor" duygusu hâkim oldukça, sektörün nitelikli, donanımlı ve vizyoner beyinleri ortak masalardan çekiliyor. Bir meslek grubu, kendi iç meselelerini yüksek sesle konuşup çözüm üretemez hale geldiğinde, dışarıdan gelen müdahalelere ve kırılmalara açık hale gelir.

Meslek Komitesi adaylığı, bir başkan adayının yönetim kuruluna giden yolunu döşeyen "basamak" değildir. O adaylık; gece gündüz o meslekten ekmek yiyen yüzlerce, binlerce insanın emeğini, hakkını, itibarını ve yarınını temsil etme sorumluluğudur.

Artık oda seçimlerinde yönümüzü ve odağımızı yeniden hizalamak zorundayız. Meslektaşlar olarak adaylara sormamız gereken ilk soru "Hangi başkan adayını destekliyorsun?" değil; "Benim mesleğimin yarınki duruşu için hangi somut projeyle geldin? Haksız rekabeti nasıl önleyeceksin? Sektörün itibarını nasıl yukarı taşıyacaksın?" olmalıdır.

Siyasetin ve koltuk hesaplarının gölgesinde kalan meslekler erimeye mahkûmdur. Komiteleri yeniden sektörün mutfağı, aklı ve vicdanı kılmadıkça; ne odalardan gerçek bir hizmet alabiliriz ne de mesleklerimizin geleceğini güvence altına alabiliriz.

Seçimlerin ironiden sıyrılıp akla, emeğe ve projelere teslim olması dileğiyle.